Hz. İsa'nın beşeri özellikleri

Üçleme inancının özünde Hz. İsa'nın beşeri özelliklerini gözardı etme anlayışı bulunmaktadır. Oysa İncil'de Hz. İsa ile ilgili verilen bilgilerden, bu kıymetli insanın "Allah'ın oğlu değil, Allah'ın mübarek bir elçisi olarak anlatıldığı" açıkça anlaşılmaktadır. Onun da her insan gibi bir hayat yaşadığı görülmektedir. O da diğer insanlar gibi doğmuş, bebeklik, çocukluk ve gençlik dönemlerinden geçmiştir. Yemek yeme ihtiyacı hissettiğinde yanındaki havarileriyle birlikte Allah'a şükrederek yemek yemiş, uzun bir günün ardından her insan gibi yorulmuş ve uyuma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun yanı sıra Hz. İsa'nın yıkanmak, temizlenmek gibi her türlü fiziksel ihtiyacına da çevresindeki kişiler şahit olmuşlardır. Bunlar, bir insanın karşılaması zorunlu olan doğal ihtiyaçlarındandır. Ayrıca üçleme inancında Hz. İsa'ya atfedilmeye çalışılan ilahlık iddiasıyla da tamamen çelişmektedir.



Jean-Baptiste de Champalgne, Son Yemek, 1631-81

İsa bilgice ve boyca gelişiyor, Allah ve insanlar önünde iyilik buluyordu. (Luka, 2/52)
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. (Luka, 24/30)
Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, "Sizde yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi. (Luka, 24/41-43)
Mayasız Ekmek bayramının ilk günü öğrenciler İsa'nın yanına gelerek, "Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?" diye sordular. (Matta, 26/17)
Daha sonra İsa, Levi'nin evinde yemek yerken... (Markos, 2/15)
İsa bundan sonra eve gitti. Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, İsa'yla öğrencileri yemek bile yiyemediler. (Markos, 3/20)
Sofraya oturmuş yemek yerlerken İsa, "Size doğrusunu söyleyeyim" dedi, "sizden biri, benimle yemek yiyen biri beni ele verecek." (Markos, 14/18)
Ferisilerden biri İsa'yı yemeğe çağırdı. O da Ferisi'nin evine gidip sofraya oturdu. (Luka, 7/36)
... İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, "Bana su ver, içeyim" dedi. (Yuhanna, 4/6-7)
İsa, kayığın uç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu... (Markos, 4/38)
İsa onlara, "Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin" dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. (Markos, 6/31)
...Yolculuktan yorulmuş olan İsa kuyunun yanına oturdu... (Yuhanna, 4/4)
Yukarıda alıntı yaptığımız bu İncil pasajları Hz. İsa'nın diğer tüm insanlar gibi Rabbimiz'in rahmetine muhtaç bir beşer olduğunu ortaya koymaktadır. O, Allah'ın tüm alemlere üstün kıldığı, peygamberlik makamıyla şereflendirdiği ve mucizelerle lütufta bulunduğu, çok üstün ahlaklı bir kuludur. O, seçkin özelliklere sahip bir beşerdir, ama aynı zamanda diğer canlılar gibi Allah'ın rahmetine muhtaç, aciz bir kuldur. Oysa canlı ve cansız tüm kainatın yaratıcısı olan Allah daima diridir, her an herşeye hakimdir, herşeyi bilir, herşeye güç yetirir, O'nu uyku ve uyuklama tutmaz. O her türlü acizlikten de münezzehtir. O, yarattıklarına çeşitli acizlikler vermiş ve sahip oldukları bu eksiklikleri fark ederek yalnızca Kendisi'ne kulluk etmelerini, herşeyi Kendisi'nden istemelerini emretmiştir.